2 Mart 2010 Salı

Yüksek kulelerde yaşam...

Yirmi yıldır iş hayatının içindeyim... Değişik yerlerde çalıştım... Ama hiç biri yüksek binalar değildi... Ta ki bir kaç ay öncesine kadar... Çalıştığım kurum yeni bir binaya taşındı... Oldukça yüksek bir bina... Yerüstünde yirmi, yeraltında da dört beş katı var... Onbeşinci katı ugun görmüş büyüklerim benim için... Ama bir tuhaf geldi burası bana... Alışamadım henüz, bu gidişle pek de alışacak gibi değilim... Binanın da her yanı camdan... Kenara yanaşsam düşecek gibi hissediyorum kendimi... Aşağıda olup bitenden bihaberiz zaten... Yandaki inşaat da olmasa dışarıdan ne ses var ne seda... 


Niye böyle yüksek binalar yapılır anlamam... Koca Ankara'da arazi bitti de kıtlık baş gösterdi sanki... Etrafa şöyle bir güzel yayılmak varken, daracık bir alanda bulutlara ulaşmak için yapılan bu yarış niye... Bak alışamadım ben... Başka birimlerden bir arkadaşa uğramak istiyorum, kolaysa git... Biriniz birinci katta, diğeriniz onbeşinci katta... Günümün yarısı asansör önünde kuyrukta geçiyor sanki... Dörtyüz kişinin sabah ve akşamları aynı saatte asansör önüne doluşması yetmiyormuş gibi, öğlenleri de var aynı eziyet... Yemekhane yerin iki kat altında zira... Bir de yemek için hareketleniyoruz katlar arasında anlayacağınız... Yapacak bir şey yok, bu kopuk ve izole yaşantıya alışmaya çalışacağız artık...


Halbuki ne kadar güzeldi önceki mekanımız... Dört katlı şirin bir bina.... Bir çırpıda ulaşıverirdik her yere... Hepimiz içiçeydik, ama bir o kadar da mutlu... Koptuk, koparıldık şimdi... Biraz zorlama da olsa dört kata sığan bizler, serpiştirildik yirmi kata... Eminim üç beş yıl sonra bu bina da yetmez bize... Devlette böyledir, yer müsaitse içi bir şekilde dolar... Kadro sıkıntısı, KPSS falan demeyin... Öyle veya böyle kitabına uydurulur... Teferruattır onlar...


Evet sevmiyorum bu camla kaplı uzun binaları... Adına gökdelen de deseniz, plaza da deseniz sevimsiz geliyor bana... Hiç bir mimari estetiği olmayan dış görünüşünün yanında, içi de bir o kadar soğuk ve ruhsuz... Kopuk ruhlar mezarlığı gibi bir şey işte... Alın bu ucube kulelerinizi benden... Benim kalıbımda bir barınak yeter bana...

7 yorum:

♥ Handan ♥ dedi ki...

ne kadar da doğru yazmışsın yer müsaitse içi bir şekilde doluyor devletimizde.. bende yükseklik korkusu var hiç sevmem zaten yüksek koca koca binaları.. Heybetli ve bir o kadar da soğuk itici binalar olarak yansır gözüme..

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Çok güzel yazmışsınız...Aynı şekilde yapılmış siteleride hiç sevmem ben.Bir bina bir mahalle kadar ve birbirini tanımayan bir mahalle !İletişimsizliğin ve yalnızlığın sembolleri gibi...

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

O kuleleri niye yapıyorlar ben çözdüm.
İnsanları bulutların üzerinde yaşamaya alıştırıyorlar, aşağıda neler olup bittiğini anlamasınlar diye. Zaten bulutların üzerinde dolaşmaya müsait bir milletiz.

Deliler Teknesi dedi ki...

Handan, ne güzel tasfir etmişsin duygularımı... Teşekkürler.

Dalgaları Aşmak, Teşekkür ederim... Doğru söylüyorsun, yukarılara çıktıkça kopuyoruz birbirimizden...:))

Nur Hanım, Teşekkürlerimi sunuyorum... Ne kadar haklısınız, bulutların üstüne yerleştirdiler bizi, ne dolaplar çevirip duruyorlar aşağılarda...:))

Recep Altun dedi ki...

Bu yüksek kuleleri niye inşa ederler benim de bir fikrim yok ama, biraz şöyle eskiye gidince, Hz. Musa'nın Tanrı'sını ok ile vurmak için yüksekçe bir kule yaptırıp üzerine oku ile çıkan Firavunun zihniyetine benziyor.

Yüksek kulelerde benim adrenalim yükselir. Ben de dayanamam. hele aşağılara hiç bakamam, korkarım.
Güzel bir paylaşımdı, kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim.

Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

Aslı Şeşen dedi ki...

Bulutlar yanıbaşnızdayken çalışmakta güzel olur açıkçası. (:

bilge dedi ki...

ben hiç sevmiyorum o ruhsuz binaları mesleğim gereği binalarında ruhu olmalı diye düşünürüm rant meselesi tabi birde o yönü var hele o çok katlı siteler nerde bizim çocukluğumuz daki komşuluk ilişkileri özgürce oynadığımız bahçelerimiz şimdi çocuklar akvaryumdaki balık gibi camdan bakıyorlar sevgi ve dostlukla...