20 Ocak 2011 Perşembe

Mim'i öldürmek...

“Okuma serüveninizde unutamadığınız, hayatınızın bir dönemine, özellikle de çocukluğunuz ve ilk gençliğinizin hayal dünyasının oluşumuna etki eden yazar kim? Hangi kitabı elinize aldığınızda döner gidersiniz o günlere?”

Kaçmak beyhude… Kurtuluş yok gibi bu mimlerden… Bir mim, iki mim derken sayısını da unuttum artık…

Evet, bu defa talimat Müge'den... Sıkı sıkı tembihlemiş, "mimi bekliyorum ha" diye... Çaresiz cevaplayacağız artık... Daha cevaplanmamış onca mimim varken hem de...

Sıraya uymamış olsak da, bir yerinden başlamak en iyisi galiba...

Müge arkadaşımızı tanımayanınız yoktur herhalde... Blog âleminde yolumun kesiştiği ilk gönül dostlarımdandır kendileri... Edebi ve sanatsal yönü oldukça zengin olan diş hekimi arkadaşımız... Fırçalar işe yaramış olacak ki, “dişçi” demez oldum bak… Kalemi güçlü arkadaşlarım alınmasın ama Müge kadar düzgün ve akıcı yazı yazabilen başka birini görmedim henüz... Yazılarındaki sempatik ve canlı üslup da cabası hani...

Her neyse, mime geçelim artık… Kurallara, kaidelere gelemem bilirsiniz... Bu nedenle mimi cevaplıyorum derken nereden girer nereden çıkarım bilemem... Peşin peşin söyleyeyim de, bu nasıl iş demeyin sonra...

Bir kitap kurdu olduğum söylenemez pek... İlk kitapla tanışmam ortaokul yıllarıma rastlar... Zaten ilkokulu okuyup okumadığım da tartışılır... Türkçe öğretmenimizin zorlamasıyla  Jules Verne'nin "Seksen Günde Devr-i Alem" adlı romanını okumuştum ilk... Öğretmenimize bir sayfalık bir de özet sunduğumuzu hatırlıyorum... Sonradan aynı yazarın "Dünya Merkezine Yolculuk" ve "Deniz Altında 20.000 Fersah" adlı romanlarını da okudum... Hem de gönüllü olarak...

 Bu ilk kitaplar zihnimde öyle bir yer etmiş ki, sanki kitap okumaya Jules Verne'den başlanması gerekir gibi bir algı oluşmuş beynimde...  Nerede elinde kitap olan küçük bir çocuk görsem, hemencecik Jules Verne'nin kitapları gelir gözümün önüne... Jules Verne, yaşadığı çağın çok sonralarını tasvir ederek romanlarında işleyen bir yazar... Bu yönüyle bizde bir merak uyandırıp kitaba yönelmemizi düşünmüş olabilir öğretmenimiz... Evet, ilkler unutulmuyor nedense…

Ancak tam olarak okuma zevkini tattığım kitap, Victor Hugo’nun “Sefiller” romanıdır… Kitabı okudum mu, birebir yaşadım mı bilinmez… Ama her satırından ayrı bir keyif aldığım kesin… Şansıma çevirisi de mükemmeldi… 

Hayatımda birçok kitabın yeri vardır… Ama bir kitabın yeri bambaşka… Gençliğimin son evrelerinde okuduğum bir kitap… İsmi, To Kill A Mockingbird… Yazarı, Harper Lee… Yanılmıyorsam yazarın ilk ve son romanı… 1960’ların başında yazılan bir roman… Satış rekorları kırmış, birçok ödül almış ve sinemaya uyarlanmış bir roman… Okurken zaman zaman ağladığımı hatırlıyorum… 

Roman gerçek bir olaydan esinlenilerek kaleme alınmış… Büyük buhran yıllarında Amerika’nın güneyinde bir kasabada geçiyor olay… Beyaz bir kıza tecavüzle suçlanan gariban bir zencinin mahkeme serüveni etrafında gelişen olaylar… Bu zenciyi savunma cesareti gösteren beyaz bir avukatın yaşadıkları… En ilginci de, romanın iki küçük çocuğun dilinden anlatılmış olması… Yer yer sokak diliyle… Amerikan kültürüne ve yaşam tarzına biraz aşina biri olarak çok iz bıraktı roman bende…


Irk ayrımının, aşağılanmanın, horlanmanın, kötü muamelenin ustaca resmedildiği bir roman… Uzun yıllar süren Kuzey-Güney savaşının doğurduğu olumsuzluklar, büyük buhranın yol açtığı kesif fukaralık ile birleşince romandaki dramlar çıkmış ortaya… Mahalleler ayrılmış, kiliseler ayrılmış birbirinden… Zenci ve beyaz diye… Zenciye “negro” demek yetmemiş, “pis zenci” anlamında “nigger” denir olmuş… 

Romanı İngilizce aslından okumuştum… Sonradan öğrendim ki, “Bülbülü Öldürmek” adıyla Türkçe versiyonu da varmış… Ama okurken bilmiyordum bunu… Zira google yoktu o zamanlar… Türkçe baskısı nasıldır bilemiyorum… Ama iyi olabileceğini düşünüyorum, çünkü konusu Türkçe anlatıma çok uygun…

"İstediğiniz kadar şakrak kuşu vurabilirsiniz ama bülbülü öldürmek günahtır, bunu asla unutmayın. Bülbüller bahçeleri yağmalamazlar, sadece şarkı söylerler. Hem de yüreklerini paralayana dek…" (Kitaptan bir alıntı).

Benden bu kadar… Bu mimi kendime sakladım, kimseciklere göndermiyorum işte..:))

3 yorum:

Yaz Blogcu dedi ki...

Merhabalar,

Açık yüreklilikle itiraf etmeliyim ki, MİM işini sevmiyorum, ancak mim'leyenlere de mim'lenenlere de saygı duyarım. Bunu ispat etmek için de her gördüğüm MİM bloğuna en azından bir yorumda bulunurum.

Önce sizi mim'lendiğiniz için tebrik ederim. Mim'lenmek üzere seçilmiş olmak ta ayrı bir değerdir. Mim'e cevap vermek te bir o kadar değerlidir.

Okuduğunuz kitaplarla ilgili düşüncelerinizi okudum. Çok güzel bulduğumu belirtmek isterim.

Bana böyle bir soru sorulsaydı, ben apışıp kalırdım, çünkü Esat Mahmut Karakurt'un ismini tam hatırlayamadığım bir kitabını okudum. Bundan başka hiç kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Ben daha çok inceleme, araştırma ve teknik konulardaki dergi, makale, kitap vs. ile ilgilendim.

Görüşmek üzere, hoşçakalın.

ezgilimelodi dedi ki...

Bahsettiğin kitabı çok merak ettim.Alıntı özellikle çok hoş...
Okumalıyım:)

Müge dedi ki...

Dedim ya, bana bi haller oldu son zamanlarda diye.. bak seni de okumamışım.. çok özür dilerim :((((

seçtiğin kitaplar muhteşemdi! Bülbülü Öldürmek'ten ben de çok etkilenmiştim. Sefiller'in ise dizisine denk gelmiş ve kitabı okumaktan kıvırtmıştım :))
Jules Verne, tabii ki olmazsa olmazlardandır her çocuk için :)

Hakkımda yazdıklarına gelince; nasıl hissettirdiğini anlatabilmem çok zor!! evet seninle buraların varlığını yeni yeni fark ederken tanıştık ve bende hep eski dost tadı bıraktın. Hatta bi ara gidiyorsun diye telaşlandığımı hatırlıyorum.. blogçuluğa yeni başladığımda, yabancı bir mekanda "gel yalnız değilsin, bak ben varım" dedin sanki.. varlığını ve yazılarını çok seviyorum..
çok teşekkür ederim sana........
:)