9 Aralık 2010 Perşembe

Şimdi anladım galiba beynimin kıtlığını...

Yumurtalar yağmur gibi yağıyor... Şemsiye altına pusmuş Burhan Kuzu mikrofandan haykırıyor: "O yumurtaları atacağınıza yeseydiniz beyniniz açılırdı, zihniniz gelişirdi"... Doğru söylüyor... Yumurta bulmuşlar, yiyecekleri yerde kürsüye fırlatıyorlar... Halbuki protein deposudur yumurta... Yazıktır... Atmak niye... Yesenize...

Burhan Kuzu'yu dinlerken ben de düşünmeden edemedim... İlkokulu bitirene kadar ağzıma yumurta almamışım... Sonraları da tadına bakmışlığım vardır ama yumurta hayranı olduğum söylenemez... Aram iyi sayılmaz anlayacağınmız... O halde kendimdeki kusuru buldum sanki... Kendi derdime kendim koydum teşhisi... Yumurta kifayetsizliğine bağlı beyin yetmezliği... Teşhis tamam da... Dermanı varmıdır bilemem... Bu saatten sonra yenen yumurta fayda eder mi acep... Yine de denemeye değer...

Dün SBF'de yaşananlar şık değildi... Öğrenci açısından da şık değildi, konuşmacılar ve okul yöneticileri açısından da...

Panel, zamanlama açısından yanlıştı... İstanbulda yaşanan olaylardan sonra bu panelin "normal" geçmesini beklemek safdillikten başka bir kelimeyle açıklanamaz... Hele daha panel başlamadan hissedilmeye başlanan gerilimli atmosfere rağmen... Üniversite yönetimi ertelemeliydi bu paneli... Ya da konuşmacılar bir mazeret uydurup gelmemeliydi bu panele... Sanırım akademisyen kimliklerine güvendiler... "Nasıl olsa eski hocayız, başetmesini biliriz öğrencilerle" diye düşündüler... Ama düşündükleri gibi olmadı...

Gidişat düşündükleri gibi olmayınca hem Süheyl Batum, hem de Buırhan Kuzu rotadan çıktı... Kendilerine yakışmayacak laflar ettiler... Kızgın kalabalık ile lüzumsuz diyaloglara girdiler... Faşistlikle suçladılar öğrencileri... Beyinsizsiniz dediler öğrencilere... Bol yumurta yemelerini tavsiye ettiler öğrencilere... Rektörü, dekanı istifaya davet ettiler... Sanki yumurta yağmuruna siper edecekti kendini rektör...

Başta başbakan olmak üzere diğer siyasiler de yanlış yaptılar... Neymiş, bu yumurtalar okula nasıl girmiş... Rektör, dekan buna nasıl müsade etmiş... Yuh yani... Rektörün işi gücü yok, öğrencilerin üzerinde yumurta var mı yok mu onu arayacak... Farzet ki aradı ve buldu yumurtayı... Öğrenci de "öğle yemeği olarak simidimin yanında yemek için getirdim" dedi... Ne yapacak rektör şimdi... Kaldı ki, yumurtayı okula sokmayı kafaya koyan biri, ne yapar nicidir o yumurtayı sokar okula... O kadar kolay değil bunun kontrolü... Ayrıca okula sokulan da bir yumurta hani... Silah milah değil yani... Üniversite ile lise arasındaki fark anlaşılamamış gibi geldi bana... Ya da liseye benzeyen üniversite özleminin dışa tezahürü...

Ben en çok okul adına üzüldüm... Olayın yaşandığı yer Siyasal Bilgiler Fakültesi... Mülkiye yani... 151 yıllık geçmişi olan bir okul... Devlete, devlet adamı yetiştiren bir okul... Mülkiyede her zaman olay olmuştur... Her zaman protestolar yaşanmıştır... Ankara'daki toplumsal olayların ilk ateşlendiği yer olagelmiştir... Ama her zaman kendine ve geçmişine yakışır bir şekilde olagelmiştir bu... Sıradan ve bayağı olmayacak şekilde... Kaba kuvvet görüntüsü vermeden... Mizahı ön planda tutarak... Düşündürücü ve sorgulayıcı yöntemlerle...

Siyasilere tepki gösterebilirsin... Döviz açabilirsin... Alkış tutabilirsin... Bir iki slogan atabilirsin... Hadi temsili olarak bir de yumurta fırlatabilirsin... Ama özellikle isabet etmeyecek tarzda... Rotayı biraz şaşırtarak... Ama o yumurta yağmuru neydi öyle... Mizah neresinde bunun... Hani ince zeka, yaratıcılık... Amaç kafa kırmaksa, taş veya bozuk para niye atmadın?.. Kısacası niye tadında bırakmadın?.. Protestonu göster, topluca çık panelden... Fazlası zarar... Kendine de zarar, okuduğun okula da... En çok da okuluna yazık ettin... Kirlettin mülkiye rozetini...

Ya polise gösterdiğin tepki... Anlarım, sevmez üniversite gençliği polisi... Ama koltuk sandalye fırlatmakta neyin nesi oluyor... Yıkıp dökmek diye bir kültür var mı o okulda?.. Hem fırlattığın koltukların birer tarihi miras olduğunu niye düşünemezsin... Yoksa bunlar öğretilmez mi oldu orada... Değersizleşti mi her şey orada da?.. Eğer öyleyse daha çok yanarım ben... Bir kale daha düştü derim... Acım, hüznüm katmerleşir... Umudum daha da tükenir... Kahrolurum ben...

Polise bir şey söylemiyorum... Söyleyeceklerimi bir önceki yazımda söylemiştim zaten... Kısa vadede değişim zor gözüküyor... Nedense karşısında bir karartı görür görmez eli gaz silahına gidiyor... Beş on kişiyi savuştırmak o kadar zor sanki... Kaldı ki onca sivil polis içerdeyken, çevik kuvvet niye girmek ister içeriye...

Yaşananlar karşısında "pes" demekten başka bir çıkış bulamıyorum... Yazık ki ne yazık...

5 yorum:

ruhgezgini dedi ki...

İşte gördük hep birlikte şiddet şiddeti, nefret nefreti çağırır.Büyükler empati yapmaz ise küçüklerin olgun davranmasını beklemek fazla iyimserlik olur.Bu çocuklar dayak yediğinde "evet oldu bir hata çocuklar amacını aşan bir şiddete maruz kaldılar,gerekli tedbirler alınacak ve madem ileri demokrasiyi getiriyoruz o zaman herkez gibi öğrencide,işçide,kayıp yakınıda,şehit anasıda,türbanlı da fikrini derdini anlatacak" dense idi ne olurdu.Artık birbirimizi anlama zamanımız geldi de geçiyor bile.Her erki ele geçiren öbürünü yok sayarsa daha çok yumurta hem de sepetiyle kırılır bu memlekette.Ve akan yumurtanın sarısı değil toplumun kanı,gözyaşları olur.Artık bu tansiyon düşmeli çünkü bu ülkenin harcanacak yarını kalmadı.

Recep Altun dedi ki...

Merhabalar,

Hani bir deyim vardır. Kabahatin tek taraflı olmadığı, iki taraflı olduğunu vurgulayan bir deyimdir bu: "Ok'ta da var, yay'da da var!" diye bir kavram.

Dışardan konuşmak kolaydır. "Davulun sesi uzaktan kulağa hoş gelir" derler. "Dışardan baktım yeşil türbe, içine girdim, estağfurullah tövbe!" derler. Derler de derler...

Benim bildiğim şu dünyada sadece bir ölüme çare bulunamadığıdır. Ölümden gayrı her şeyin çaresinin olduğu söylenir. Madem öyle! Neden bu çareler üretilmez de yollar tıkanır...

Memleketin bu çözümsüzlükleri bizleri çok üzüyor. Allah hayırlısını versin!

Gündemdeki konulara el atarak, bizlerle paylaştığın için teşekkürlerimi sunarım. Görüşmek üzere, hoşçakalın.

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Yumurta atma olayı dün olmadı, geçen yılda olmadı, hep vardı zaten. Niye bu kadar tepki aldı, gerçek tepkilerin üstünmü örtmek için.
O tvlere çıkıp oturumlar yapan onlarca yazar,siyasetci,prf. boş boş konuştular. Ne yani! silah mı atacaklardı çocuklar?

minimalist dedi ki...

yumurta atan gençlere başbakanın, kuzu'nun sözlerine ben de kızıyorum, gülüyorum ama üniversite gençliğine de bu tür bir proteto şekli yakışmıyor; (her şeyde olduğu gibi) yaratıcılık sıfır...

Recep Altun dedi ki...

Merhabalar,

Demokrasi ve özgürlüğün de bir kırmızı çizgisi olmalı. Bir başkasını rencide edecek ya da rahatsız edecek davranışı demokrasi ve özgürlükle bağdaştırmak mümkün değildir!..

Sağlıcakla kalın, görüşmek üzere.