8 Aralık 2010 Çarşamba

Polisin gaza gelmesi...

Polisler copa sarılımış yine... Başbakan ile rektörlerin toplantısını protesto etmek isteyen üniversiteli gençlere dar etmişler dünyayı... Sen misin başbakanın katılacağı toplantıda gösteri yapmak isteyen?.. Tazyikli su ve biber gazıyla önce baya bir benzetmişler... Sonra sıra copa ve tekmeye gelmiş... Bu hengamede dövülen hamile bir kzı öğrenci de bebeğini düşürmüş... Televizyonlara yansıyan görüntüler hiç hoş değil... Ülkemize yakışmıyor, insanımıza yakışmıyor... Polisten yana yapılacak daha çok iş var gibi...

Kızgın kalabalığın üzerine tazyikli su sıkan, biber gazı püskürten polislerin haleti ruhiyesini merak etmişimdir hep... Hangi ruh hali onları basit bir olay karşısında acımasız canavarlara dönüştürüverir diye... Ya da bu gazları, soğuk suları hiç kendi üzerlerinde denemişler midir diye... En azından eğitim amaçlı... Hani itfaiye haftasında kontrollü yangın çıkartılır ve sonra itfaiye gelir ve söndürür ya yangını... Öyle bir şey yani...

Maalesef polisimizin refleksi şiddet üzerine kurulu... En ufak olayda refleks otomatik olarak devreye giriyor... Vuruyor, kırıyor, hırpalıyor... Yere düşmüş çaresiz birini görünce bir tekme de o atmadan geçemiyor... Görev bilinciyle, görev refleksiyle... Dediğim gibi refleks gereğini yapıyor... Kalabalığın arasında astımı olan, alerjisi olan, kalp sorunu olan birileri olabilir diye düşünemiyor... Gösteriye katılan herkesi adrenalin düşkünü macereperest sanıyor...

O halde değişime bu refleksten başlamak gerekiyor... Vurma kırma odaklı refleksten, koruma kollama güdülü reflekse dönüşüm gerekiyor... Bu dönüşüm kapsamlı bir eğitimle sağlanabilir şüphesiz... Öyle demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler gibi klişeleşmiş kavramlardan oluşan bir eğitim değil ama... İnsanı merkez alan bir eğitim... Dövdüğün kişinin de bir insan, bir ana, bir baba, bir kardeş, bir evlat olduğunu hatırlatan bir eğitim... Zor mu peki?.. Pek zor olacağını düşünmüyorum... Yeter ki bir yerinden başlansın...

Bu şiddet sorunu ancak polisin kendisi tarafından çözümlenebilir diye düşünüyorum... Basına yansıyan şiddet görüntülerinde sorumluluk şüphesiz hükümete ait... Demokrasilerde genel kuraldır bu... Yönetim yetkisi kimdeyse sorumluluk da ondadır... Ama polis sorumluluk hükümette diye yırtamaz... Siyasi sorumluluk ayrı, mesleki sorumluluk ayrı... Polis her şeyden önce mesleğinin saygınlığını korumak durumundadır... Bu saygınlık son zamanlarda iyice irtifa kaybetmiş vaziyette... Polis işe tam bu noktadan başlamalıdır... Nerede hata yapıyoruz, niye yapıyoruz?.. Niye bu kadar çabuk kontrolümüzü kaybediyoruz?.. Kısacası niye gaza geliyoruz?.. Niye elimiz hemencecik gaz bombalarına gidiveriyor?

Üniversite gençliği heyecan demektir... Sınav ve dersane baskısından kurtuluş demektir... Uyanış demektir... Kimlik, kişilik arayışı demektir... Hayata başlayış demektir... Başkaldırı demektir...Anlaşılabilir bir psikoloji yani... Bunlar olmadan üniversite üniversite olmaz zaten... Hödük yetiştiren mekteplerden ileriye gidemez... Polis halden anlamalıdır... Aslında karşıdakinin üniversite gençliği olmasına da gerek yok... Herkese aynı duyarlılıkla yaklaşmalıdır polis... Eylemcinin haklı haksız olduğuna kafa yormamalıdır... Sadece görevini yapmalıdır... Eylemin çığrından çıkmasına mani olacak önlemleri almakla yetinmelidir... İşi inada bindirmenin, kan davasına dönüştürmenin alemi yok...

Evet, polisin kendini tartma ve sorgulama zamanı çoktan geldi... Geçiyor bile... Çağın gerisinde kalmış ilkel görüntülerden bir an önce sıyrılması gerekiyor polisimizin... Eğitim şart... Hemen ve derhal...

5 yorum:

Newbahar dedi ki...

Polis polis değil, öğrenci öğrenci değil. İkiside sapıtmış durumda.

Emniyet teşkilatının ak partiye yakınlığı malum. Protestolar başbakana olunca olan oluyor.

Öte yandan bakın teröristler polis panzerine molotof atıyor, polise taş atıyor, suikast düzenliyor, kırıp dökmedik cadde sokak bırakmıyor eeee polis napıyor???

Açılım açılım diye ses etmiyor, geri duruyor.

Bu bir çelişkiler yumağı. Demek ki ne oluyor, öğrenci vatana ihanet eden, askere kurşun sıkan, memleketi bölmeye çalışan teröristten daha tehlikeli!!!

Genç neslin gözü açık, olan bitenin farkında elbet. Ondandır bu dediğiniz başkaldırılar. Onlar geleceğin parlak öğrencileri.

Bana kalırsa bu parlaklığı, ak parti kendi ampulünden başkasına kaptırmak istemiyor.

Ve dediğiniz gibi o polislerin jopladığı, biber gazı sıktığı vs. kendi kardeşleri, akrabaları olma ihtimali yok mu?

Üzücü memleketimin hali be, hayırlısı!!!

mel dedi ki...

Bu ülkenin tarihinde sayısız gösteri gerçekleşti ve öğrenci dayağı hep oldu.
Bundan önce de bebeklerini kaybeden öğrenciler oldu.
Bunların hepsi o zamanda yanlıştı şimdi de yanlış. Fakat tamamen siyasi olarak bu olayın değerlendirilmesine ciddi manada uyuz oluyorum. Dönem Akp dönemi,bebeğini kaybeden sol görüşlü öğrenci. Ve direk insanlık ayıbına dönüşüyo olay. Bundan önce de bebeğini kaybedenler için laik kalemlerini konuşturan gazeteciler yazarlar akademisyenler yahut kısaca insanlar olsaydı, bu kız bebeğiyle yaşıyor olacaktı.
Demek istediğim, zamanında olanlara seyirci kalırsanız, elbet gelir o da sizi bulur. Boşuna, susma sustukca sıra sana gelecek diye bağırılmıyordu..

ruhgezgini dedi ki...

Herkese aynı duyarlılıkla yaklaşmalıdır polis... Yazınızın bu cümlesi her şeyin başı konunun özeti işte sevgili Deliler Teknesi. Çok dolu bir yazı yazmışsınız üstüne ilave edecek bir şey kalmamış.Ellerinize fikirlerinize sağlık.Adalet sadece kanunlarla olmaz uygulayıcı doğru uygulamalı.Kamu vicdanı diye bir şey de var.Yöneticilerin kulaklarındaki pamukları çıkarıp öyle konuşması lazım.Tüm milletin yöneticisi olmak ancak böyle mümkün olur.Sevgilerimle.

Antep Gelini dedi ki...

Olayı okuduğumda bir anne olarak, aklıma ilk gelen şey, neden hamile bayanın oraya gittiği idi. Yani orada olacakları çoğumuz önceden tahmin edebiliriz, onların da edeceği gibi.Ben olsam ne yapardım diye düşündüm. Öncelikle annelik duygusuyla hareket eder ve oraya gitmezdim. Çünkü bu ülkede polisin öğrenciye attığı dayak hep oldu ve malesef hep olacak gibi de. O bayan için çok çok üzüldüm ama keşke orada o gün olmasaydı.

acartolga dedi ki...

Çevik kuvvette görevli polis bir akrabam var, bir gün bu tip olaylarda nasıl harekete geçtiklerini sormuştum, amirleri, "dağıtın " diyormuş ve onlar da gerekeni yapıyormuş, gerekenin ne olduğunu yazınızda belirtmişsiniz...
Çevik kuvvet denilen emniyet yapılanmasında görevli polislerin bir çoğu eğitimsiz. Birşey öğrenmeden liseyi bitiriyorlar ve kısa bir süre eğitim alarak polis oluyorlar, toplumsal olaylarda duyarlı olmalarını beklemek iyimserlik olur. Emniyet teşkilatının yeniden yapılanması, bu tip olayların yaşanmaması için ön koşul diyorum.
Ben de Cebeci kampusunda okudum, bu derece olmasa da polisle karşı karşıya gelmiştik, bir keresinde koşarak kaçtığımı anımsıyorum.
Gerçek anlamda demeokratik ve uygar bir ülke olmayı başarırsak bu tür olayların yaşanacağına inanmıyorum.