26 Kasım 2010 Cuma

Kızamuk Ağıdı

Ben, gamlı, donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.
Köyleri, yolları, dağı taşı
Isıtıyor, avutuyordum.

Bir köy gördüm tâ uzaktan,
Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,
Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz,

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,
Çocukları kızamuk döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,
Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.

Ali'lerin kızı Emine'yi gördüm,
Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,
İkindiye doğru, evlerine vardım,
Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,
Ah, güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye,
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye?

İniyor ve karaltında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.

O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?
Ben perişan, utanmış... bu köyün üstünde,
Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan,
Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.

Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın
Bütün suçlarını kalbimde taşırım,
Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın
Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.

Her mevsim dolanıp geldiğinde bu köye
Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,
Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle,
Gamlı ve perişan asılı duracağım havada.

İkindiye doğru bırakıp kendimi
Bu küçük mezarların üstüne.
Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,
Gül diyeceğim, gül dereceğim gül üstüne.
Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,
Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne

Ceyhun Atuf KANSU

4 yorum:

haykırış dedi ki...

Sayın Deliler teknesi,
Henüz iki yaşında idi büyük oğlum. Rahatsızlığını hissettiğimizde doktor kızamık çıkarıyor demişti. Şaşkınları oynamıştım çünkü deneyim sahibi değildik rahmetli anneme koştum hemen "yavrumu bana bırakın" demesiyle hazırlamıştı Kızılcık Şerbetini.
10 gün kaldılar eşim ve oğlum annemin evinde 11. gün geldiklerinde gittiğimiz dokktorun muayene sonucu "çok çabuk iyileşmiş bu hastalığın nekahat dönemi 15 günden az olamazdı neler yaptınız" dediğinde susmayı yeğlemiştim diyemedim ki kocakarı ilaçları sayesinde iyileşti hâlâ içimde uktedir niye söylemedim ki..
Şiir bana bu olayı anımsattı..
Elinize sağlık güzel bir paylaşımdı.
Sevgi ve saygılarımla

Recep Altun dedi ki...

Merhabalar,

Bir zamanların çocukları ölüme götürem Kızamuk hastalığı, o zamanlarda Ceyhun Atıf Kansu'yu nasıl etkilediğini dizelerindeki satır aralarında görmek mümkündür.

Allah'a çok şükürler olsun, şimdi pek öyle kızamuk salgınından ölen çocukları duymuyoruz.

Yüce Allah, tüm dünya çocuklarını esirgesin ve korusun! Onlar ölmesinler!

minimalist dedi ki...

çok etkileyici ...buarada konuyla ne ilgisi var diyeceksiniz biliyorum ama :))) mimlendiniz de!!! sevgiler.

ruhgezgini dedi ki...

Şimdilerde şehirlerde aşı sağlık ocaklarında sıkı takip ediliyor.Umarım köylerde,mezralarda da böyledir.Çünkü doğan her çocuğun beden ve ruh sağlığını devlet teminat altına almak zorunda.Ne kalça çıkığından,ne kızamuktan ne de çocuk felcinden (ufacık bir aşıyla veya müdahaleyle kurtulabilecekken)sakat hastalıklı kalmasın.ölmesin çocuklarımız.Çok güzel bir şiirdi.Teşekkürler iyi haftalar.