31 Mayıs 2010 Pazartesi

Çalışmıyorum işte...

Neredeyse bir yıldır sürümcemede olan bir projem var... Ha bu gün, ha yarın derken başlamak bir türlü nasip olmadı... Ama söz vermiştim bu gün başlamaya... Artık daha fazla sallanacak hali kalmamıştı zira... Ama yine başlayamadım... Elim gitmiyor bir türlü... Şu İsrail haberleri fena halde canımı sıkıyor... İnsani yardım taşıyan gemiye göstere göstere operasyon yaptı alçaklar... Dünyaya meydan okurcasına... 20 civarında masum insanın öldüğüne dair haberler geliyor... Nasıl insan bu İsrail denen millet yahu... Artık tiksinti yapmaya başladı bende bu İsrail kelimesi...

Nasıl bir ülke bu İsrail? Sağ duyulu hiç mi insan bulunmaz burada? Herkesten önce kendi kamuoyunun ayaklanması gerekmez mi bu olay karşısında? Silahsız olduğu biline biline öldürülür mü insan hiç? Almıyor aklım vallahi... Diyecek söz bulamıyorum... Ne kadar pervasız ve şımarık bir millet bu İsrail denen güruh...

Aklınca "van minit" olayının intikamını alıyor... İntikamsız edemez zaten... İntikamı da acıdır ha... Öyle bire karşı bir falan olmaz... Şanına yakışmaz zaten... Kesti mi bir düzine bari kesmeli... İyi ders vermeli... İnsanlar korkudan inim inim inlemeli... Bir daha akıllarından bile geçirememeli... Van minitin intikamını mı almak istiyorsun? Bak muhatabın orada... Duruyor durduğu yerde... Ondan al intikamını... Ne alıp veremediğin var masum insanlardan? Duruyor orada dediğime bakmayın... Yurt dışı gezisindeymiş yine... Ama gezisini kesip yurda dönmeye karar vermiş bari...

Bu arada İskenderun'da da bir deniz birliğimize saldırı olmuş... 7 şehit haberi de oradan geldi... Saldırıyı yapan alçaklara kanıksadık da... Niye koruyamıyoruz bu birliklerimizi anlamakta zorlanıyorum ben... Bu kadar aciz miyiz biz yahu? Birliklerimiz yol geçen hanı sanki... Önüne gelen elini kolunu sallayarak giriyor içeriye... Böyle şey olur mu hiç? Anlamakta zorlanıyorum gerçekten...

Allah sabır versin bize...

25 Mayıs 2010 Salı

Hüznüm masum danalara...

Danayı vurmuşlar, yatıyor cansız bedeni köy meydanında... Üzerine bir gazete kağıdı bari örtüvermemişler... Onca saflığıyla yatıyor zavallı... Arkadaşını da vurmuşlar ama o girememiş fotoğraf karesine... Daha küçücük, hiçbir şeyin farkında olmadan göçüp gitti aramızdan... Oysa kötü bir niyeti yoktu, sadece karnını doyuracak bir tutam ot için girmişti o tarlaya... Başına gelecekleri bilseydi yanından bile geçmezdi o tarlanın... Ama nereden bilebilirdi ki...

Nereden bilsin o masum danacık, insanoğlunun bu kadar gaddarlaşacağını... Bir tutam ot için silahına sarılacağını... Silahtan ne anlar zaten... Karnını doyurma derdinde zavallı...

Ama öyle değil işte... İnsanoğlu insanlığını kaybetmiş... Kin bürümüş gözünü... Ölüme programlanmış sanki... Nasıl girer bu danalar benim tarlama dedi ve silahına sarıldı... Rastgele ateşledi o soğuk metal parçasını... Dumanlar dağıldığında 5 kişi ölmüş, 11 kişi de yaralanmıştı... Tabi ki kavgaya neden olan iki dana da oracıkta can vermişti... Ölen ve yaralanan insanlara hiç üzülmedim nedense... Dul kalan karılarına, yetim kalan çocuklarına da üzülmedim... Bilmiyorum nedendir ama üzülmedim işte... İlk defa oluyor bu ruh hali bende... Her acıya hüzünlenen yufka yüreğim hiç tınmadı bu olay karşısında... O taraf, bu taraf diye de düşünmedim... Ölenle, öldüren aynı gözüktü gözüme... Her iki tarafın da gözü dönmüştü... Silahını önce çeken kazanmıştı... Onun için ölenlere hiç üzülmedim... Ama danalar yok mu... İçimi parçaladı... Ağıtlar yakasım geldi ardından... Suçsuzluğun, günahsızlığın, saflığın resmiydi sanki ölü danalar... Affedin bizi danalar... İnsan bildiniz bizi ama... Olamadık işte... Silah çektik masumiyete...

20 Mayıs 2010 Perşembe

Gandi Kemal Tutar mı?

Bilmiyorum tutar mı... Ama ben gerçekten tutmasını istiyorum... Bunun sağcılık veya solculukla falan alakası yok... Hem benim neyime milletin sağından solundan... Sağından ne gördüm ki, solundan bir beklentim olsun... Ama istiyorum bu Gandi hareketinin tutmasını... Bir alternatif olsun istiyorum... Darda kalmış insanlar için yeni bir umut ışığı olsun istiyorum... Farklı bir şeyler olsun istiyorum... Alternatifsizlikten şımaranların yüzüne birazcık endişe gelsin istiyorum...  Nebileyim istiyorum işte...

Peki, olur mu? Ben ümitliyim... Bu adamı gerçekten dürüst görüyorum... Çok olgun buluyorum... Şımaracak birine benzemiyor... Memuriyetten gelme biri... Devlet adamı terbiyesi var yüzünde... Yetenekleri sınırlı olabilir... Vizyonu yetersiz olabilir... Olsun, zararı yok... Vizyonluların ne faydasını gördük ki... Bu nedenle Gandi'ye tam destek veriyorum... İktidar olamasa da önemli değil... Çalışan güçlü bir muhalefet de gerekli... En azından bu boşluğu doldurur Gandi...

Ama endişeliyim... Piyasadaki sırtlan sürüsünden endişeliyim... Hem kendi partisinde, hem de başka partilerde bir sürü sırtlan var Gandi'ye saldırabilecek... Belden aşağıya vuracak bu sırtlanlar... Alevi diyecekler, kürt diyecekler, Tunceli'li diyecekler... SSK bürokratı iken çalmış çırpmış diyecekler... Yalan yanlış farketmez, vuracaklar Gandi'ye... Peki bu darbeleri kaldırabilir mi Gandi'nin hassas bünyesi?.. Bilemiyorum... Ama endişeliyim... Hassas, kırılgan, dürüst insanları bilirim... Zor kaldırırlar bu yumrukları... Alınıverirler... Kırılıverirler... Ne haliniz varsa görün deyip çekiliverirler kenara... İnşallah böyle olmaz... Direnir gandi... Üstesinden gelir bu ters yumrukların...

Allah yardımcısı olsun Gandi'nin...

18 Mayıs 2010 Salı

Göçük üzerinde gündem çeşitlemesi...

Evet, dün Zonguldak'taki bir maden ocağında patlama oldu ve 30 vatandaşımız göçük altında kaldı... Hala da kendilerine ulaşılabilmiş değil... Yüksek sesle telaffuz edilmese de sanırım umutlar tükendi gibi... İnşallah bir mucize gerçekleşir ve sağ çıkarlar oradan... Bu kaza (mecburen kaza diyoruz artık!) son bir yıl içindeki üçüncü maden kazası... Hayatımızın vazgeçilmezi oldu gibi bir şey... Eminin bundan sonra da olmaya devam edecek... Bunun nedenleri üzerine geyik yapmaya gerek yok... Alışalım buna...

Buraya kadarı normal... Normal değil aslında da "normal" işte... Normal olmayan, bu kazanın ülkemizde "gündem" bile olamayışı... Evet, kimsenin umurunda değil bu kaza... Yahu 30 vatandaşımız göçük altında, saat başı haberlerinde bile konu edilmiyor neredeyse... CHP, Baykal, Kılıçdaroğlu derken resmen unutuldu bu elim olay... Hükümet de oralı değil... Başbakanımız yurt dışı gezisine çıkmış, fahri doktora unvanı almakla meşgul... Gündeminde ise İran var, uranyum zenginleştirme bilmem neyi var... Hay uranyumunuz batsın sizin... Yahu yerin beşyüz metre altında mahsur kalanlar can taşıyor... Baba, kardeş, evlat bunlar... Dışarıda gözü yaşlı insanlar içeriden az da olsa bir ümit ışığı bekliyor... Bir gözü, bir kulağı televizyonlarda bu insanların... Oradan bir son dakika haberi bekliyorlar... Ama son dakika haberleri hep başka konularda maalesef... Ayıptır yahu... İnsanın hiç mi değeri yok bu ülkede? Hani şeklen bari...

Diyecek söz bulamıyorum... Baykalınızı, Kılıçdaroğlunuzu, doktoranızı, nükleerinizi alın başınıza çalın... Belli ki garibanın Allah'ından başka sahibi yok... Allah yardımcısı olsun onların...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Mucizenin adı Bursaspor...

Daha önce Bursaspor hakkında bir yazı yazmıştım... Aslında futboldan pek anlamam... Ama son 1-2 aydır Bursaspor beni fena halde heyecanlandırıyordu... Şampiyon olmasını çok istedim... Ama hiç umudum yoktu... Bir şekilde malum çarkın devreye gireceğini ve üç büyükler denen kulüplerden birinin şampiyon ilan edileceğini düşünüyordum... Buna da çok inanmıştım... Son bir kaç haftada olaylar aynen düşündüğüm gibi gelişti... Fener bir şekilde liderlik koltuğuna oturmuştu...

Ama dün bir mucize gerçekleşti... Bir anadolu takımı olan Trabzonspor, Fener'e dur dedi... Tıpkı federasyon kupasında olduğu gibi... Sonuçta Bursaspor şampiyon oldu... Şampiyonluk Bursa'ya çok yakıştı inanın... Futbol denen oyunun sadece İstanbul'da oynanmadığı ve para gücünün her şeye kadir olmadığı Bursaspor mucizesi ile tescillenmiş oldu... Bu çok büyük bir olaydır... Bursaspor büyük bir başarıya imza atmıştır... Bursa'lı gerçekten büyük bir iş kotarmıştır... Bursa'lıya ve Bursaspora ne kadar övgüler düzsek azdır... Tebrik ediyorum Bursa'lıları...

Bu başarıda teknik direktör Ertuğrul Sağlam'ın payı büyüktür... Eski Beşiktaş futbolcusu oluşundan mıdır bilmiyorum çok severim kendisini... Çok mütevazi insandır... Lüzumsuz konuşmaz, megalomanlık yapmaz... Futbol camiasında böyle adam bulmak zordur... Bursalı teknik direktörüne sahip çıkmalıdır...

Bu arada Fenerbahçe'nin şampiyonluğu üzerine hesap yapanların işi zor olsa gerek... Dile kolay 60 milyon euroluk bir hesap yatmış oldu Bursaspor şampiyonluğu ile... En azından şimdilik... Elde kaldı kapatılan hisse senetleri, stoklanan sari lacivertli malzemeler... Kara kara düşünüyordur şimdi bu stokçular... Eee ne yapalım... Ava giden bazen de avlanır... Umut yeni sezona artık...

Evet, tekrar kutluyorum Bursasporu ve Bursa halkını... Gerçekten büyük iş çıkardınız... Ne kadar övünseniz, ne kadar gururlansanız yeridir... Öpüyorum hepinizi...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Yoğunlukta kayboldum...

Bu günlerde çok yoğunum... Hem özel hayatım, hem de iş hayatım darmadağın oldu desem yeridir... Haziran ortasına kadar yetiştirmem gereken bir projem var... Erteleye erteleye ertelenemez noktaya gelmiş bulunuyorum... İyi veya kötü bir şeyler hazırlayıp teslim etmem gerekiyor... Onun için gece gündüz çalışacağım galiba... Ayrıca irili ufaklı daha yapmam gereken bir yığın iş var... Bu arada babam da rahatsız... Sanırım kalbinden bir bypass daha olması gerekiyor... Ama yaşı ve diğer hastalıkları nedeniyle o kadar kolay olmayacak gibi gözüküyor bu... Dolayısıyla babamla da ilgilenmem gerekiyor... Çocukların okulları sona doğru yaklaşıyor... Haziran başında oğlumuzun SBS sınavı var... O da bizi fazlasıyla geriyor... Oğlumuz pek tınmasa da biz fazlasıyla gerilmiş vaziyetteyiz... Hayrlısıyla hepsi bir şekilde hallolur diye düşünüyorum...

Bu yoğunluk içerisinde blog alemini ihmal etmem kaçınılmaz gibi bir şey... Dolayısıyla kendi blogum başta olmak üzere, sizleri takip etme ve yorum bırakma konusunda affınıza sığınacağım bir süreliğine... Yine de elimden geldiğince takip etmeye çalışacağım güzel bloglarınızı... Ola ki ortalıkta gözükmezsem, nereye kayboldu bu "deli" demeyin... Yoğunum dostlar... Fırsat buldukça aranızda olacağımdan şüpheniz olmasın...

Allah hepimizin yardımcısı olsun...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Darağacında üç fidan...


MARE NOSTRUM
  
En uzun koşuysa elbet Türkiye'de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!
 
                      Can YÜCEL

6 Mayıs 1972'de idam edildiklerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar...
O günün ayrışmışlığı ve gözü dönmüşlüğü içinde bazı kesimlerce normal karşılanabilen bu idamlar, bu gün topyekün vicdanları sızlatır hale gelmiştir... Bu gençlerin tek suçu, ülkenin daha iyiye gitmesi için farklı reçetelere inanmalarıydı... Daha farklı düşünmeleriydi yani... Düşünceleri hayatlarına mal oldu... Hem de daha birer fidanken...


Allah'tan rahmet diliyorum bu fidanlara...