Dün akşam zappinglerken gözüm CNN Türk'e takıldı... Ekranın altında iri puntolarla "Tecavüz edilen atlar canlı yayında" yazıyordu... Kamera şakası falan zannettim ama değilmiş... Mesele derin ve ciddiymiş... Zaten program da Cüneyt Özdemir'in sunduğu 5N1K'ydı... Cüneyt Özdemir bir taraftan gülme krizlerine giriyor, bir yandan da atlarıyla gayet ciddi gözükmeye çalışan delikanlıya soruyor: Olay nasıl gelişti? Suçlu kim? Avukatla görüştünüz mü? Tecavüzcüye ne yapacaksınız şimdi?
Bu arada ekrana yansıyan kısrakların gözüne siyah bant çekilmiş... Hani kimliği ortaya çıkıp da toplum içinde rencide olmasın diye... Neyse kısrakların sahibi olan çocuktan dinleyelim olayın aslını: Dün gece sahibi bilinmeyen bir beygir çitleri yıkarak çiftliğe girmiş ve beş kısrakla bir eşşeğe tecavüz etmiş... Eşek bunalıma girmiş ama kısraklar halinden memnun gözüküyorlar... Eğer kısraklar hamile kalırsa sorun ciddi demektir... Zira yarış atı sektöründe doğan yavru atın anası, babası, ninesi, dedesi biliniyor olmalıymış... Tecavüzcü atın kimliği bilinmediği için bu bilgilerin bir kısmı eksik kalacak ve yeni doğacak taylar işe yaramayacak... Ancak sucuk yapımında kullanılabilir...
Olay karşısında atların sahibi çaresiz... Avukatlar hukuk sistemi içerisinde bir çözüm önerememişler... Tecavüzcü beygir de (ki ismini Coşkun koymuşlar) üzerlerinde kalmış... Onun bakımı da ayrıca bir masraf gerektiriyor... Serbest bıraksa geri gelecek belli ki... Tadını aldı bir kere... Eşeğin psikolojik sorunları ise ayrı bir dert...
Bu arda Cüneyt Özdemir, "erkek bir atın beş kısrak ve bir eşeğe aynı gece tecavüz etmesi teknik olarak mümkün mü?" diye soruyor... Çocuk biraz düşündükten sonra, "tabi ki mümkün, geceler uzun" cevabını veriyor...
Evet, sorun büyük gözüküyor... Allah yardımcıları olsun....
16 Nisan 2010 Cuma
15 Nisan 2010 Perşembe
Bahar yorgunluğu...
Dilimize pelesenk olmuş bir laftır bu bahar yorgunluğu... Baharın gelmesini dört gözle bekleyen biz değilmişiz gibi, bu günlerde başımıza ne gelse bahardan biliriz...
Yorgun musunuz, bahardandır...
Vücudunuzda kırgınlık mı var, bahardandır...
İştahınız mı yok, bahardandır...
Canınız çalışmak istemiyor mu, bahardandır...
Listeyi uzat uzatabildiğin kadar...
Teşhis aynı, "bahardan"...
Peki reçete... Reçetesi yok... Baharın geçmesini bekleyeceksiniz...
İyi ama bu baharın gelmesini dört gözle bekleyen biz değil miydik...
Bademler, kaysılar, kirazlar çiçek açınca sevindirik olan biz değilmiydik...
Parklar, bahçeler yeşerince; içi yeşeren biz değil miydik...
Ne oldu da istemezikçi olduk... Mızıkçı çocuklara döndük sanki...
Bilemiyorum... Gerçekten bilemiyorum...
Aynı ruh hali bende de fazlasıyla var... Baharın gelişini ilk hissettiğimdeki ruh halimden çok uzaklardayım...
Vucudumda derin bir kırgınlık, ruhumda ise apansız bir bezginlik hakim bu günlerde...
Savrulup duruyorum bir o yana, bir bu yana...
Erteliyorum her şeyi yarına...
Yarınkini de yarınlara...
Yarınlar yorgun bünyemin sığınağı oldu sanki...
Gözlerim kısıldı, başım boynuma ağır gelir oldu...
Toparlamalıyım ama bir şekilde...
Sorumluluklarım var...
Yapacak dolu işlerim var...
Daha fazla sallayamam yarınlara...
Silkelenip gelmeliyim kendime...
Hem de derhal...
Baharı görmeden, bahara bahane bulmadan...
"Bahar umuttur, bahar taze bir başlangıçtır" demeliyim...
Baharı "bahar" bilmeliyim...
Kolay gelsin bana... Ve hepimize...
Yorgun musunuz, bahardandır...
Vücudunuzda kırgınlık mı var, bahardandır...
İştahınız mı yok, bahardandır...
Canınız çalışmak istemiyor mu, bahardandır...
Listeyi uzat uzatabildiğin kadar...
Teşhis aynı, "bahardan"...
Peki reçete... Reçetesi yok... Baharın geçmesini bekleyeceksiniz...
İyi ama bu baharın gelmesini dört gözle bekleyen biz değil miydik...
Bademler, kaysılar, kirazlar çiçek açınca sevindirik olan biz değilmiydik...
Parklar, bahçeler yeşerince; içi yeşeren biz değil miydik...
Ne oldu da istemezikçi olduk... Mızıkçı çocuklara döndük sanki...
Bilemiyorum... Gerçekten bilemiyorum...
Aynı ruh hali bende de fazlasıyla var... Baharın gelişini ilk hissettiğimdeki ruh halimden çok uzaklardayım...
Vucudumda derin bir kırgınlık, ruhumda ise apansız bir bezginlik hakim bu günlerde...
Savrulup duruyorum bir o yana, bir bu yana...
Erteliyorum her şeyi yarına...
Yarınkini de yarınlara...
Yarınlar yorgun bünyemin sığınağı oldu sanki...
Gözlerim kısıldı, başım boynuma ağır gelir oldu...
Toparlamalıyım ama bir şekilde...
Sorumluluklarım var...
Yapacak dolu işlerim var...
Daha fazla sallayamam yarınlara...
Silkelenip gelmeliyim kendime...
Hem de derhal...
Baharı görmeden, bahara bahane bulmadan...
"Bahar umuttur, bahar taze bir başlangıçtır" demeliyim...
Baharı "bahar" bilmeliyim...
Kolay gelsin bana... Ve hepimize...
14 Nisan 2010 Çarşamba
Lale mevsimi...
Dört mevsim az gelir bana... Arttırırım aklımca... Dut mevsimi, papatya mevsimi, kiraz mevsimi, gelincik mevsimi, karpuz mevsimi, kestane mevsimi ve diğerleri... Şimdi de lale mevsimi benim için... Her yer rengarenk... Kırmızı, sarı, pembe, mor... Laleler birer kuğu gibi sıralanmış, hüzünle dans ediyorlar sanki... Hüzünleri kısacık ömürlerinden olsa gerek... Bu gün var, yarın yok... Gelmesiyle gitmesi bir... Belki de güzelliği burada saklı... Tadını damağımızda bırakmasında...
Evet, lale mevsimi geldi... Parklar, bahçeler daha bir güzel artık... Kısa bir süreliğine ama... Zira narin bitkidir laleler... Ömürleri çok kısadır... Sıcağa gelemezler, Nisan ayıyla sınırlıdır ömürleri... Nedendir bilinmez, İstanbul'da daha bir güzeldir laleler... Belki de deniz havasından... İstanbul'dan yansıyan lale manzaralarını başka hiç bir yerde görmem... Lale mevsimi hep İstanbul'da olmak istemişimdir... Ama nedense hiç nasip olmaz... Ankara'yı pek sevmez laleler... Zoraki olurlar sanki... Ya da beceremez buradaki belediyeciler...
Lale mevsimiyle çelişkili duygular kaplar içimi... Bir yanda parklardaki eşsiz lale güzelliği... Diğer yanda "bir lalemiz eksikti sanki" duygusu... Ortasını bulamam bir türlü... Hem güzelliğine bayılırım, hem de "bir kaç günlük güzellik için onca masrafa değer mi" derim... Belediyeler lale ekmekle iyi mi eder, kötü mü eder karar veremem bir türlü... Olayın israf-tasarruf boyutu kurcalar durur beynimi... Belki de belediyelerin yaptığı her işe kuşkuyla bakmamdandır... Ya da tarihimizdeki "Lale Devri" olarak bilinen şaşalı ve debdebeli günleri çağrıştırdığından... Bilemiyorum...
Her şeye rağmen güzeldir laleler... Tadını çıkarmaya bakalım...
Evet, lale mevsimi geldi... Parklar, bahçeler daha bir güzel artık... Kısa bir süreliğine ama... Zira narin bitkidir laleler... Ömürleri çok kısadır... Sıcağa gelemezler, Nisan ayıyla sınırlıdır ömürleri... Nedendir bilinmez, İstanbul'da daha bir güzeldir laleler... Belki de deniz havasından... İstanbul'dan yansıyan lale manzaralarını başka hiç bir yerde görmem... Lale mevsimi hep İstanbul'da olmak istemişimdir... Ama nedense hiç nasip olmaz... Ankara'yı pek sevmez laleler... Zoraki olurlar sanki... Ya da beceremez buradaki belediyeciler...
Lale mevsimiyle çelişkili duygular kaplar içimi... Bir yanda parklardaki eşsiz lale güzelliği... Diğer yanda "bir lalemiz eksikti sanki" duygusu... Ortasını bulamam bir türlü... Hem güzelliğine bayılırım, hem de "bir kaç günlük güzellik için onca masrafa değer mi" derim... Belediyeler lale ekmekle iyi mi eder, kötü mü eder karar veremem bir türlü... Olayın israf-tasarruf boyutu kurcalar durur beynimi... Belki de belediyelerin yaptığı her işe kuşkuyla bakmamdandır... Ya da tarihimizdeki "Lale Devri" olarak bilinen şaşalı ve debdebeli günleri çağrıştırdığından... Bilemiyorum...
Her şeye rağmen güzeldir laleler... Tadını çıkarmaya bakalım...
12 Nisan 2010 Pazartesi
Yeni dolar milyarderimiz...
Evet, yeni bir dolar milyarderimiz daha var artık... Kim olduğunu henüz bilmiyoruz... Muhtemelen de hiç öğrenemeyeceğiz... İsmi sır gibi saklanıyor zira... Saklanmaya da devam edecek gibi... Şaka gibi gözükse de gerçek bu... Adam devlete başvurmuş, "yurt dışında 7 milyar dolarım var, ülkeme getirmek istiyorum" demiş... Devlet de "hay hay buyurun getirin, yüzde 2'sini bana verirseniz ben hiçbir şey sormayacağım size" demiş... Adam da şu ana kadar bu paranın 5 milyar dolarını getirip beyan etmiş... Artık istediği gibi tasarruf edebilir bu paranın yüzde 98'ini... "Nereden buldun" gibi sorulara muhatap olmak yok... Ne güzel değil mi?
Bu konu gazetelerde, televizyonlarda geniş yer bulamadı nedense... Cılız bir konu olarak işlendi hep... Bazen de magazinimsi bir üslupla... Halbuki önemli bir olay bu... Düşününüz ortaya bir kişi çıkıyor ve yurt dışında 7 milyar doları olduğunu söylüyor... Olabilir diyelim... Peki, niye yurda getirmek istiyor? Bence olayın tılsımı burada saklı... Muhtemelen buradan gitmiştir de ondan... Peki niye gitmiş olabilir? Legal yollardan kazanılmış bir para niye yurt dışına gitsin ki? Ya da gittiyse neden orada durmak istemiyor? Niye yüzde 2'sini devlete ödemeye razı oluyor? Evet, kafalarda soru işareti doğuruyor bu para... Normal yollardan kazanılmış bir para olamaz bu... Ya kara paradır, ya da kayıt dışı para... Her ne olursa olsun yasal yollardan kazanılmış bir para değil anlayacağınız...
Merak edenleriniz için biraz detay vereyim... Yaklaşık bir yıldır yürürlükte olan bir kanun var biliyorsunuz... İsmi "Varlık Barışı Kanunu" gibi bir şey... Yurt içi ve yurt dışında kayıt dışı paranız varsa, maliyeye beyan edip belli bir yüzdesini devlete ödüyorsunuz, kalanı aklanmış oluyor... Devlet bu paranın nereden kaznıldığını, vergisinin ödenip ödenmediğini soramıyor artık... Devlet bu konuda yasal güvence vermiş... Olayın "yurt içi" bölümü dolgu malzemesi aslında... Esas olan "yurt dışı" bölümü...
Bu kanun çıktığında aklımı kurcalamıştı... "Hangi ihtiyaçtan çıktı bu kanun?" diye kendi kendime sormuştum... Tıpkı her lüzumsuz konuda yaptığım gibi... İçimden bir ses de, "birilerinin yurt dışında yüklüce parası birikti anlaşılan, oralarda da dikkat çekmeye başladı ki güvenli bir şekilde ülkeye gelmesi gerekiyor" diye mırıldanmıştı... Şüpheyle bakmıştım anlayacağınız... Yani genel bir ihtiyacın ötesinde, "özel" bir ihtiyaçtan çıktığını düşünmüştüm bu kanunun... Sanırım yanılmamışım... Kanun fırsat yarattı birilerine... İmdadına yetişti sanki... Tek kalemde getirdi 5 milyar doları aşan parasını... Yüzde 2'sini maliye kasasına yatırdı, kalanı anasından emdiği ak süt gibi helal artık... İstediği gibi harcayabilir... Kimsecikler bir şey soramaz... Nereden buldun bu parayı diyemez hiç bir denetim elemanı... Ak mı, kara mı diye sorgulanamaz... Karaysa bile "ak" artık... Hem de kanun gücüyle aklandı...
Zenginin parası yorar bizim gibilerinin çenesini... Şikayetçi değilim, yorsun... Bir kişi bile olsun, "bu işte bir kataküllü var" desin yeter bana... Muhtemelen senden, benden çıkan paralar bu... Vatandaş sırtından çıkan paralar... Hortumlanan, horzumlanan, uzanlanan paralar bunlar... İmar rantı, banka batırma uyanıklığı, özelleştirme komisyonu, iş bitirme, dosya kapatma, tapu ayarlama, offshore düzenbazlığı, akaryakıt kaçakçılığı, hayali ihracat, ihraç kaydıyla ithalat gibi şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle iliklerimizden sökülüp alınan paralar bunlar... Ahlakı olmayan paralar bunlar... Bakmayın siz "bu para benim" diye beyan eden tek kişiye... Temsilcidir O... Taşıyıcıdır O... Yed'di emindir O... Onlarca kişiyi temsil etmektedir O... Bu tür büyük tezgahlar tek kişiyle kurulamaz... Organize yapılması gerekir... Organize yürütülmesi gerekir... Ve de organize aklanması gerekir... Bu işler "organize işler" anlayacağınız...
Evet kutluyorum bu kimliği mechul şahsı... İyi kurgulamış, iyi kazanmış, iyi yönetmiş... İyi de organize etmiş... Belli ki ikna kabiliyeti de iyi... İhtiyaç var "Varlık Barışı" gibi bir kanuna demiş... İkna etmiş milletvekillerimizi... Çıkartmış kanunu... Getirmiş milyar dolarları... Hem kendisi kazanmı, hem de devleti... Kazan-Kazan olmuş anlayacağınız... Kaybedeni yok bu oyunun... Olsa olsa sen, ben kaybetmişizdir... Olsun, zararı yok... Kaybetmeye alışığız nasıl olsa... Güle güle harca milyarcıklarını... Arkadaşlarınla birlikte!
Bu konu gazetelerde, televizyonlarda geniş yer bulamadı nedense... Cılız bir konu olarak işlendi hep... Bazen de magazinimsi bir üslupla... Halbuki önemli bir olay bu... Düşününüz ortaya bir kişi çıkıyor ve yurt dışında 7 milyar doları olduğunu söylüyor... Olabilir diyelim... Peki, niye yurda getirmek istiyor? Bence olayın tılsımı burada saklı... Muhtemelen buradan gitmiştir de ondan... Peki niye gitmiş olabilir? Legal yollardan kazanılmış bir para niye yurt dışına gitsin ki? Ya da gittiyse neden orada durmak istemiyor? Niye yüzde 2'sini devlete ödemeye razı oluyor? Evet, kafalarda soru işareti doğuruyor bu para... Normal yollardan kazanılmış bir para olamaz bu... Ya kara paradır, ya da kayıt dışı para... Her ne olursa olsun yasal yollardan kazanılmış bir para değil anlayacağınız...
Merak edenleriniz için biraz detay vereyim... Yaklaşık bir yıldır yürürlükte olan bir kanun var biliyorsunuz... İsmi "Varlık Barışı Kanunu" gibi bir şey... Yurt içi ve yurt dışında kayıt dışı paranız varsa, maliyeye beyan edip belli bir yüzdesini devlete ödüyorsunuz, kalanı aklanmış oluyor... Devlet bu paranın nereden kaznıldığını, vergisinin ödenip ödenmediğini soramıyor artık... Devlet bu konuda yasal güvence vermiş... Olayın "yurt içi" bölümü dolgu malzemesi aslında... Esas olan "yurt dışı" bölümü...
Bu kanun çıktığında aklımı kurcalamıştı... "Hangi ihtiyaçtan çıktı bu kanun?" diye kendi kendime sormuştum... Tıpkı her lüzumsuz konuda yaptığım gibi... İçimden bir ses de, "birilerinin yurt dışında yüklüce parası birikti anlaşılan, oralarda da dikkat çekmeye başladı ki güvenli bir şekilde ülkeye gelmesi gerekiyor" diye mırıldanmıştı... Şüpheyle bakmıştım anlayacağınız... Yani genel bir ihtiyacın ötesinde, "özel" bir ihtiyaçtan çıktığını düşünmüştüm bu kanunun... Sanırım yanılmamışım... Kanun fırsat yarattı birilerine... İmdadına yetişti sanki... Tek kalemde getirdi 5 milyar doları aşan parasını... Yüzde 2'sini maliye kasasına yatırdı, kalanı anasından emdiği ak süt gibi helal artık... İstediği gibi harcayabilir... Kimsecikler bir şey soramaz... Nereden buldun bu parayı diyemez hiç bir denetim elemanı... Ak mı, kara mı diye sorgulanamaz... Karaysa bile "ak" artık... Hem de kanun gücüyle aklandı...
Zenginin parası yorar bizim gibilerinin çenesini... Şikayetçi değilim, yorsun... Bir kişi bile olsun, "bu işte bir kataküllü var" desin yeter bana... Muhtemelen senden, benden çıkan paralar bu... Vatandaş sırtından çıkan paralar... Hortumlanan, horzumlanan, uzanlanan paralar bunlar... İmar rantı, banka batırma uyanıklığı, özelleştirme komisyonu, iş bitirme, dosya kapatma, tapu ayarlama, offshore düzenbazlığı, akaryakıt kaçakçılığı, hayali ihracat, ihraç kaydıyla ithalat gibi şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle iliklerimizden sökülüp alınan paralar bunlar... Ahlakı olmayan paralar bunlar... Bakmayın siz "bu para benim" diye beyan eden tek kişiye... Temsilcidir O... Taşıyıcıdır O... Yed'di emindir O... Onlarca kişiyi temsil etmektedir O... Bu tür büyük tezgahlar tek kişiyle kurulamaz... Organize yapılması gerekir... Organize yürütülmesi gerekir... Ve de organize aklanması gerekir... Bu işler "organize işler" anlayacağınız...
Evet kutluyorum bu kimliği mechul şahsı... İyi kurgulamış, iyi kazanmış, iyi yönetmiş... İyi de organize etmiş... Belli ki ikna kabiliyeti de iyi... İhtiyaç var "Varlık Barışı" gibi bir kanuna demiş... İkna etmiş milletvekillerimizi... Çıkartmış kanunu... Getirmiş milyar dolarları... Hem kendisi kazanmı, hem de devleti... Kazan-Kazan olmuş anlayacağınız... Kaybedeni yok bu oyunun... Olsa olsa sen, ben kaybetmişizdir... Olsun, zararı yok... Kaybetmeye alışığız nasıl olsa... Güle güle harca milyarcıklarını... Arkadaşlarınla birlikte!
7 Nisan 2010 Çarşamba
KEY Maskaralığı...
Biliyorsunuz 1987-1995 yılları arasında çalışanların maaşlarından KEY adı altında bir kesinti yapılmıştı... Bu kesinti hem özel sektörde, hem de kamuda çalışanlardan yapılıyordu... Burada biriken paralarla güya çalışanlar ev sahibi yapılacaktı... Kesintiler yapılıyordu ama bakıldı ki ortada para falan biriktiği yok... Bu maskaralığı daha fazla sürdürmenin bir alemi yok, bari kesintiye son verelim dediler... Ve kesintiyi 1995 yılı sonunda bıraktılar... Kesinti durdu ama asıl maskaralık bundan sonra başladı... Kesilen ama ortada olmayan paralar ne olacaktı şimdi?
Vatandaşın esasen bu konuda bir beklentisi falan yoktu... Hatta çoğumuz böyle bir kesintiden bile bihaberdik... Net maaşına bakar insan... Kime ne brütten, kesintiden... Ama AKP bir beklentiye soktu insanları... Önce ortalama 2-3 bin TL ödenecek dendi... Daha sonra en fazla bin TL dendi... Sıra ödemeye gelince bakıldı ki 400-500 TL'nin üzerinde pek bir para alan yok... İyi, bu da güzel... Ama öyle değil kazın ayağı... Listelerde ismi çıkmayan bir yığın insan var... Aynı yıl işe başlamış iki öğretmen... Birine var, birine yok... Biri Yunan topraklarında çalıştı sanki...
Yanlışlık olmuş, düzeltilecek dediler... Aradan bir yıl geçti, nihayet yayınlandı yeni listeler... O da ne... Yine yanlışlık var... Yine vatandaşın ismi yok listelerde... Hem de 5 milyon insanın ismi... Yanlışlık dedikleri öylesine masumane bir şey değil anlayacağınız... Maskaralığın daniskası yani...
Hadi özel sektörde çalışanları anlayayım... Onların kaydında sorunlar olmuş olsun... Ya devlette çalışanlara ne demeli... Nereye gider bunların kayıtları... Bunların hangi yıl işe girdiği, hangi yıllarda nerelerde çalıştığı belli Emekli Sandığı kayıtlarında... Yani olayın sorgulanması bir "enter" tuşuna bakması gerekir... Ama öyle değil işte...
Bu arada dokuz yıl boyunca yapılan kesintilerin nasıl nemalandığı ayrı bir konu... Bu paraların niye bu kadar düşük kaldığı apayrı bir hikaye... Ama geçtim ben bunları... Kaydımı merak ediyorum ben... Niye benim adım yok bu kayıtlarda...
Niye mi yazıyorum bunları? Tahmin ettiğiniz gibi KEY mağduruyum da ondan... Hem kendim, hem de eşim mağdur... Bana yedi yıllık çalışmam karşılığında 24 TL uygun görmüş devletimiz... Evet, tamı tamına 24 TL... Bozdur bozdur harca gibilerinden... Eşime ise tam bir hüsran... Evet, ismi yok listelerde... Altı yıllık hizmeti yanıp bitmiş kül olmuş... Düzeltilmiş listelerde de yeni bir şey yok... Bekliyoruz düzeltilmesini düzeltilmiş listelerin... Daha çok bekleyeceğimizi bile bile...
Aklımıza soktular karpuz kabuğunu... Bekliyoruz derenin başında kabuklar gelecek diye... Anlaşılan yiyenler kabuğuyla yedi bu karpuzları... Bir kabuğu çok gördüler bu garibanlara... Ama yine de bekleyeceğiz... Kabuklar gelecek diye...
Vatandaşın esasen bu konuda bir beklentisi falan yoktu... Hatta çoğumuz böyle bir kesintiden bile bihaberdik... Net maaşına bakar insan... Kime ne brütten, kesintiden... Ama AKP bir beklentiye soktu insanları... Önce ortalama 2-3 bin TL ödenecek dendi... Daha sonra en fazla bin TL dendi... Sıra ödemeye gelince bakıldı ki 400-500 TL'nin üzerinde pek bir para alan yok... İyi, bu da güzel... Ama öyle değil kazın ayağı... Listelerde ismi çıkmayan bir yığın insan var... Aynı yıl işe başlamış iki öğretmen... Birine var, birine yok... Biri Yunan topraklarında çalıştı sanki...
Yanlışlık olmuş, düzeltilecek dediler... Aradan bir yıl geçti, nihayet yayınlandı yeni listeler... O da ne... Yine yanlışlık var... Yine vatandaşın ismi yok listelerde... Hem de 5 milyon insanın ismi... Yanlışlık dedikleri öylesine masumane bir şey değil anlayacağınız... Maskaralığın daniskası yani...
Hadi özel sektörde çalışanları anlayayım... Onların kaydında sorunlar olmuş olsun... Ya devlette çalışanlara ne demeli... Nereye gider bunların kayıtları... Bunların hangi yıl işe girdiği, hangi yıllarda nerelerde çalıştığı belli Emekli Sandığı kayıtlarında... Yani olayın sorgulanması bir "enter" tuşuna bakması gerekir... Ama öyle değil işte...
Bu arada dokuz yıl boyunca yapılan kesintilerin nasıl nemalandığı ayrı bir konu... Bu paraların niye bu kadar düşük kaldığı apayrı bir hikaye... Ama geçtim ben bunları... Kaydımı merak ediyorum ben... Niye benim adım yok bu kayıtlarda...
Niye mi yazıyorum bunları? Tahmin ettiğiniz gibi KEY mağduruyum da ondan... Hem kendim, hem de eşim mağdur... Bana yedi yıllık çalışmam karşılığında 24 TL uygun görmüş devletimiz... Evet, tamı tamına 24 TL... Bozdur bozdur harca gibilerinden... Eşime ise tam bir hüsran... Evet, ismi yok listelerde... Altı yıllık hizmeti yanıp bitmiş kül olmuş... Düzeltilmiş listelerde de yeni bir şey yok... Bekliyoruz düzeltilmesini düzeltilmiş listelerin... Daha çok bekleyeceğimizi bile bile...
Aklımıza soktular karpuz kabuğunu... Bekliyoruz derenin başında kabuklar gelecek diye... Anlaşılan yiyenler kabuğuyla yedi bu karpuzları... Bir kabuğu çok gördüler bu garibanlara... Ama yine de bekleyeceğiz... Kabuklar gelecek diye...
2 Nisan 2010 Cuma
Sevdim bu fıkrayı...
Müslüman mı olduk?
Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve sorar:
- Aranızda müslüman olan var mı?
Korkudan kimse bişey diyemez. Birazdan yaşlı bir adam ayağa kalkar:
- "Evet ben müslümanım" der.
Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıdaki inek sürüsünü gösterip:
- "Amca, şunları kurban edicem de ben beceremem yardım eder misin?" der.
Yaşlı adam baya bir hayvanı kestikten sonra, "ben yoruldum başka birini bul" der.
Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar:
-"Aranızda başka müslüman var mı?"
Az önceki adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar. İmam:
- "Ne bakıyosunuz ulan, iki rekât namaz kıldırdık diye hemen müslüman mı olduk?"
Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve sorar:
- Aranızda müslüman olan var mı?
Korkudan kimse bişey diyemez. Birazdan yaşlı bir adam ayağa kalkar:
- "Evet ben müslümanım" der.
Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıdaki inek sürüsünü gösterip:
- "Amca, şunları kurban edicem de ben beceremem yardım eder misin?" der.
Yaşlı adam baya bir hayvanı kestikten sonra, "ben yoruldum başka birini bul" der.
Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar:
-"Aranızda başka müslüman var mı?"
Az önceki adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar. İmam:
- "Ne bakıyosunuz ulan, iki rekât namaz kıldırdık diye hemen müslüman mı olduk?"
1 Nisan 2010 Perşembe
Tekel işçileri yeniden...
Tekel işçileri yeniden Ankara sokaklarına dökülüyor bu gün... Hak aramak için... Ekmek kavgası için... Neyse ki hava koşulları müsait bu kez... Üşütmüyor öncekiler gibi... Ama polisimiz aynı polis yine... Anakara'nın bütü ana girişlerini tutmuşlar bu sabah... Arama yapıyorlar... Ankara plakası dışındaki bütün araçları durduruyorlar... Şehirlerarası seyahat eden otobüsleri de... İşçi arayıyorlar... Yüzü esmer, ensesi yanık, eli nasırlı birini buldular mı alıyorlar bekleyen polis otobüsüne... Potansiyel işçi... Potansiyel suçlu... Sen misin hak aramak için yollara dökülen... Belli ki talimat kesin... Alınmayacak kimsecikler Kızılay meydanına...
Ne olur ki yol verseniz onlara... Hakkını vermediniz kuru bir inat uğruna... Bari bağırıp çağırmasına, slogan atmasına, şarkı türkü söylemesine tahammül gösterseniz... Ne olur ki yani... Dünyanın sonu mu gelir? Niye geriyorsunuz ortamı... Hem ne suçu var bu insancıkların? Hak hukuk aramanın dışında... Ekmek kavgası dışında... Niye gözünüzdeki perdeyi kaldırmayı bir düşünmezsiniz hiç... Şöyle farklı açıdan bakmayı bir... Empati yapmayı...
Yok, umudum yok benim... Yine kasvetli geçecek bu gün... Yine panzerler su sıkacak kara tenli Anadolu insanının üstüne... Yine biber gazları göz yakacak Ankara sokaklarında... Limon arayacak uşaklar, gözlerini rahatlatmak için... Yine ağlaşacak insancıklar... Umutlar yine yarınlara taşınacak... Hem de umutsuzca... Duymayacak hükümet yine yankılanan ağıtları... "Açız" nidalarını... Hükümet dediğime bakmayın siz... Ağız alışkanlığı işte... Başbakanımız yani... O bilir her şeyi... Ama "olmaz" dedi bir kez... Değişmez ki kararı... Ne yapacak bu uşaklar peki şimdi? Ne yapsınlar... Coplarını yiyip dönecekler kasabalarına... Tekrar gelmek için söz kesip dönecekler... Ne yapabilirler ki başka?
Evet, Tekel işçilerinin dramı böyle... İnşallah farklı bir tablo olur bu gün... İnşallah yanılırım ben... İnşallah hakkını alır da döner Tekel işçileri... Kalbim Tekel işçileri için atıyor bu gün... Her mazlum için attığı gibi...
Ne olur ki yol verseniz onlara... Hakkını vermediniz kuru bir inat uğruna... Bari bağırıp çağırmasına, slogan atmasına, şarkı türkü söylemesine tahammül gösterseniz... Ne olur ki yani... Dünyanın sonu mu gelir? Niye geriyorsunuz ortamı... Hem ne suçu var bu insancıkların? Hak hukuk aramanın dışında... Ekmek kavgası dışında... Niye gözünüzdeki perdeyi kaldırmayı bir düşünmezsiniz hiç... Şöyle farklı açıdan bakmayı bir... Empati yapmayı...
Yok, umudum yok benim... Yine kasvetli geçecek bu gün... Yine panzerler su sıkacak kara tenli Anadolu insanının üstüne... Yine biber gazları göz yakacak Ankara sokaklarında... Limon arayacak uşaklar, gözlerini rahatlatmak için... Yine ağlaşacak insancıklar... Umutlar yine yarınlara taşınacak... Hem de umutsuzca... Duymayacak hükümet yine yankılanan ağıtları... "Açız" nidalarını... Hükümet dediğime bakmayın siz... Ağız alışkanlığı işte... Başbakanımız yani... O bilir her şeyi... Ama "olmaz" dedi bir kez... Değişmez ki kararı... Ne yapacak bu uşaklar peki şimdi? Ne yapsınlar... Coplarını yiyip dönecekler kasabalarına... Tekrar gelmek için söz kesip dönecekler... Ne yapabilirler ki başka?
Evet, Tekel işçilerinin dramı böyle... İnşallah farklı bir tablo olur bu gün... İnşallah yanılırım ben... İnşallah hakkını alır da döner Tekel işçileri... Kalbim Tekel işçileri için atıyor bu gün... Her mazlum için attığı gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






